Evet sizlere renklerin sihirli dünyasını sunmak için en doğru zaman. Renklerin sihirli güçleri bizleri sandığımızdan çok fazla etkiliyor. Bu sadece bir hissediş yada altıncı his değil. Tamamıyla kabul görmüş pozitif bir bilim. Rengin bir bilim olarak kabul edilişinin bildiğimiz tarihi İngiliz fizikçi Icaak Newton’a dayanıyor.
Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra salgın bir hastalık nedeni ile master eğitimine başlamadan önce iki sene ara vermek zorunda kalan Newton bu iki senelik süreçte bir çiftlik evinde birbirinden değerli deneyler yapmıştır. (a+b) nin karesinin açılımı da dahil olan bu deneylerden biri de renk deneyidir.
Gökkuşağını bir süre inceleyen Newton gökkuşağını yeryüzüne nasıl indirebileceğini düşünmeye başlamıştır. Karanlık bir odaya ışığın girebileceği ufak bir delik açmıştır. Bu deliğin önüne bir prizma yerleştiren Newton ışığın bu küçük delikten geçerek prizmaya çarpmasını ve çarpan ışığın kırılmasıyla karşı duvara astığı perde üzerinde rengarenk gökkuşağını oluşturmayı başarmıştır.
Daha sonra yapay ışık kullanarak aynı deneyi tekrarlamış, hatta iki prizma kullanarak birinci prizmaya çarpan ışığın ikinci prizmaya yansımasıyla ve burada birleşerek tekrar beyaz ışık kaynağına dönüşmesini sağlamıştır. Böylelikle beyaz ışığın kırılıp yansımasıyla farklı dalga boylarına yani farklı enerjilere sahip olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.
Atılan bu temelden sonra Alman filozof ve şair Goethe renklerin kişilikler ile direk bağlantısı olduğunu ve kişilerin sevdiği renkler ile karakter yapılarının ortaya konulabileceğini savunmuştur. Örneğin kırmızıyı seven bir kişilik toplumda atak önde ve girişken iken sevmeyen kişinin toplumdan uzak çekimser ve içine kapanık bir yapısı olduğu fikrini savunmuştur.
“Renkler ışığın acılarıdır” sözünü kullanan filozof rengin bilimselliğinin yanı sıra psikolojisini de ele almıştır. Bundan sonra Psikolog olan Jung hastalarının bilinç altı ile ilgili bilgi alabilmek adına onlara rengarenk tablolar yaptırmış, renk seçimi konusunda özgür bırakmış ve seçilen renkler üzerine hastalarının bilinçaltına yönelik bilgiler elde etmiştir.
Günümüzde de Howard ve Dorothy Sun ikilisi bu ana fikirle renkle terapi teşhis ve tedavi yapmaktadırlar. 1984’de İngiltere’de ilk resmi renk terapi merkezini kuran ikili, tescilli renk çemberleri ve analiz sistemleri ile renkle terapiyi halen sürdürmektedirler.
Peki bu denli önemi olan renkleri nasıl görüyoruz? Bu konuda mucizeler ile donatılmış bir süreci kapsıyor. Evrendeki tüm dalga boylarının en büyüğü en küçüğünden on üzeri yirmi beş kat daha fazladır. Güneşten bize gelen dalga boyları ise 0,3 mmikron ile 1,5 mmikron arasındadır. Yalnız bu dalga boylarının hepsi faydalı ve yaşamı sağlayacak şekilde değildir. Güneşten gelen zararlı dalga boyları atmosfer denilen süzgeç tarafından süzülmektedir.
Renkleri görmemizi sağlayan dalga boyu ise 0,4 ile 0,7 mmikron arasındadır. Ve bu ışının dünya yüzeyine inebilme olasılığı 1025’de 1 dir. Bu mucize gerçekleşir ve renkleri görmemizi sağlayan ışın yeryüzüne iner. Yeryüzüne dalga boyları şeklinde gelen bu ışımaya biz foton adını takıyoruz.
Maddelere çarpan foton maddenin yüzeyindeki fotonu harekete geçirir. Ve madde de foton ışıması yapar ve bu ışıma bizim gözümüze gelir. Fakat bu yeterli değildir. Bu sürecin ilk adımıdır. Renkleri görebilmemiz için mükemmel donatılmış gözlere ihtiyacımız vardır. Keza bazı hayvanlar renkleri göremezler. Boğa buna örnektir.
Yani boğa kırmızıyı görmez onun enerjisine saldırır. İnsan gözünde iki farklı hücre mevcuttur. Koni ve çubuk hücreleri. Çubuk hücreleri belli ışık miktarında ortaya çıkar ve nesneleri görmemizi sağlar. Keza ay ışığında renkleri göremeyiz. Koni hücreleri ise renkleri görebileceğimiz ışık seviyesinde ortaya çıkar. Mavi, kırmızı ve sarı koni hücrelerinin çeşitli oranlarda karışımıyla milyarlarca farklı rengi görebilmemiz mümkün olur. Biraz daha detaylandıracak olursak;
İnsan gözü mükemmel dizayn edilmiş bir organdır hatta bazı bilim adamları tarafından beynin bir uzantısı olarak kabul edilmektedir. Kafatası içerisine mükemmel şekilde yerleştirilmiş göz üç bölümden oluşmaktadır. Ağsı tabaka, renkli tabaka ve göz akı.
Göz akı prizma görevi yapar ve gelen ışığın kırılmasını sağlar. Göz bebeği ışık ayarlayıcısıdır. Gelen ışığı küçülüp büyüyerek ayarlar. Hatta ka
ranlıkta ilk etapta göremeyiz. Biraz zaman geçtikten sonra göz bebeğinin emri ile gözde rodopsin denilen bir madde salgılanır. Düşük ışıkta salgılanan bu madde sayesinde nesneleri daha net görmeye başlarız. Ağsı tabaka ise göze gelen görüntünün kimyasal tepkimeler ve görme sinirleri yolu ile beyine iletilmesini sağlar. Beyne giden görüntü ilk etapta terstir. Ters giden görüntü burada düzleşir ve biz görmüş oluruz.
Gözün görmekten başka işlevleri vardır. Göz ilk gelen görüntüyü hafızayla karşılaştırır. Örneğin sazlık bir alanda yılan çıkacağı ihtimali size söylenmişse gördüğünüz hortumu ilk etapta yılan sanıp korkabilirsiniz. Bunun haricinde gördüğümüz her görüntü beynin arkasında hipotalamus denilen hipofizin salgılandığı yumurta şeklinde bir bölgeye iletilir. Bu bölge bilinç altında duyguların yönetilmesinde önemli rol tutan bir bölgedir.
Bizler renklerin karakterlerini bilmesek bile bu bölge renklerin farklı enerjilerinden kaynaklanan farklı karakteristik özelliklerinin bilincindedir ve bu etkilerden doğru bir şekilde etkilenirler. Tüketim davranışlarında renklerin etkisi de işte bu nedenle ortaya çıkar.
Kişilerin hangi renkten nasıl etkilendiği karmaşık bir konudur. Özellikle de bahsedilen kişiler kadınlar ise. Duyguları son derece önde olarak yaşayan kadınlar genelde bilinçaltı dürtüleri ile hareket ederler. Ve renkle etkileşim bilinç altı ile ilgilidir ve tüketici davranışlarını inceleyen bilim, düşünme sürecinin %95’inin bilinçaltında gerçekleştiğini kabul etmiştir. Bu etkileşimin ortaya çıkarılması için ilk yöntem renk analizidir.
Kişinin ismi ve soy isminden yola çıkılarak yapılan bu analiz ile kişinin iç güdü rengi ve ihtiyaç duyduğu renkler ortaya çıkmaktadır. Harflerin ve sayıların renge dönüşmesini ile hesaplanan “numeroloji sistemi” olarak adlandırılan tüm Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de tescilli bu sistem ile kişinin ismi ve soy isminin yüklediği enerji ve bu enerjideki renk oranları ortaya çıkar.
Örneğin iç güdü rengi mavi çıkan biri, maviye karşı soğukluk duyabilir. Çünkü mavi onda mevcuttur yani maviye doymuştur. İkinci etkili sistem chakra sistemidir. Chakra Sanskritçeden gelen bir deyimdir ve enerji merkezi anlamına gelmektedir. İnsan vücudunda omurgaya simetrik dizilen yedi adet ana enerji merkezi yani chakra vardır. Bu chakraların her birinin rengi ve dönüş yönü ayrıdır. Aynı zamanda da bu chakralara bağlı olan organlarımız vardır.
Tepe Chakrası : Mor
Üçüncü Göz Chakrası: : Çivit Mavi
Boğaz Chakrası : Açık Mavi
Kalp Chakrası : Yeşil
Solar Pleksus : Sarı
Hara Chakra : Turuncu
Kök Chakra : Kırmızı
Chakralardaki enerji düzeyi ve dönüş ritmi yaşanılan olaylarla değişebilir. Örneğin sinirlendiğimiz zaman midemizde bir ağrı başlayabilir. Çünkü midemizin olduğu bölgede solarpleksus adını taktığımız sinir ağı chakrası vardır. Bu chakra sarıdır ve sinir anında chakradaki enerji dolayısıyla sarı renk enerjisi artar. Bu gibi bir durumda sarı renk bize çok itici gelebilir.
Yani aynı kan dolaşımımızın olduğu gibi vücudumuzda renk ve enerji dolaşımı vardır. Güneşten aldığımız enerjiyi chakralarımızda (vücudumuzda) dolaştırır ve bir kısmını da dışa yansıtırız. Dışa yansıttığımız kısım elektromanyetik enerji bedenimizi yani auramızı oluşturur. Günümüzde bu auranın fotoğraflanması mümkündür. Kan dolaşımında sıkıntı olan kişinin fiziksel rahatsızlığı olduğu gibi enerjisinde sıkıntı olan kişinin de önce duygusal ve psikolojik daha sonra ise fiziksel rahatsızlıkları ortaya çıkar. Bu enerji bedeni diri ve zinde tutmak fiziksel güzellik için de çok gereklidir.
Bunun haricinde farklı renklerden kişiler farklı şekillerde etkilenebilirler. Goethe’nin sunduğu ana fikride baz alırsak kırmızı bazı kimseler için vazgeçilmezken, bazı kişiler için itici olabilir. Aynı şekilde mavi kimine soğuk gelirken, kimini dinlendirebilir. Bu tarz etkileşimde kişinin yaşamış olduğu şeyler(özellikle çocukluk döneminde yaşanılanlar) ve toplumun koyduğu kurallar önemli rol oynar.
Örneğin toplumda bazı renklerin bahanesi çoktur. Kültür etkilerini de içine alan bu yazısız kurallar kişiyi özellikle giyimi konusunda renk seçerken özgür bırakmazlar. Siyahta bunun örneklerini çok görürüz. Keza siyah renk bile değildir ve renk enerjilerinin yok olduğu negatif bir enerjidir. Ama toplumda çok bahanesi vardır. otorite ve güç yükler, ekonomiktir, her renk ile uyum sağlar(!), zayıf gösterir..vb. Daha burada sayamayacağımız bir sürü bahanesi vardır ve çok kullanan insanlar için vazgeçilmesi çok zor bir renktir.
Renklerin bilinçaltına gösterdiği gerçek etkiden doğan seçim, toplumun yargılamayacağı durumlarda ortaya çıkar. Örneğin hiçbir erkek kırmızı bir takım elbise giymez ama kendine bir kalem alacaksa ve kırmızının karakteristik özelliğine ihtiyacı varsa bu kalemin rengini kırmızı seçebilir. Veya bu seçim kolay tüketim mallarında ortaya çıkar.
Kıyafet alışverişinde bayanlar erkeklere kıyasla daha özgür hareket ederler. Örneğin kıyafet almaya giden bir bayan bir ürüne bakarken rafların arasında katlanmış bir ürün dikkatini çekebilir.
Bu bir bluz diyelim. Rafların arasında katlı bir şekilde duran bluzun ne modeli görülmüştür ne de fiyatı biliniyordur. Durup dururken buna yönelen tüketici o bluzun renginden etkilenmiştir. O rengin karakteristik özelliğine ihtiyaç duymuştur. Buna içeriği dar bir genelleme yapacak olursak; Bu bir kırmızı ise: harekete geçme atağa kalkma ya da hayatta bir değişiklik yapma ihtiyacı vardır.
Bu bir sarıysa: yeni projeler vardır zihninde, yenilikler peşinde koştuğu tetikte olması gerektiği yoğun düşündüğü bir süreçtedir.
Bu bir maviyse: Mantıkla hareket etmeye ihtiyacı vardır. gururunun ön planda olması gereken bir dönemdedir.
Bu bir mor ise: (veya eflatun lila tonlarıysa) hayal gücü çok öndedir. Farklı bir süreç yaşıyordur. Hatta uykusuzluk problemi çektiği bir süreçte olabilir. Keza özellikle lila uyku getiren bir renktir.
Bu bir yeşil ise: Denge huzur ve güvene ihtiyaç duyuyordur.
Bu bir turuncu ise: : Duygusal bir dönemdedir. Yapıcı ve neşeli ortamlara ihtiyaç duyuyordur.
Bu bir pembe ise: Kişinin düşünmeden harcama yapmaya ihtiyacı vardır. duygusal açıdan hassas ve kırılgan olduğu bir dönemdedir.
Çok basit bir genelleme ile renklerin etkilerini nedenselliğini kullanarak açıklamaya çalıştık. Bu çok daha karmaşık ve üzerinde çalışılarak bilinç altını ortaya çıkaran bir analiz sistemidir.
Kadınlarımız ise aynı ışığın kırılıp renklere ayrışması gibi reaksiyonlar verirler. Yani Gökkuşağı gibidir kadın. Her rengin ışığını salıverir insana. Kimi zaman annedir pespembe, kimi zaman engindir masmavi, kimi zaman huzur verir yemyeşil. Kimi durgunlaştırır lila olur , kimi aşk kokar kıpkırmızı. Gökkuşağı gibidir kadın yakalamak zordur, sahiplenmek imkansız. Sorgusuz sualsiz renkleri salıverir insana ,rengarenktir.
Kadılarımız renkler ile ilgili her hangi bir şey bilmeseler bile çoğu zaman doğru yerlerde doğru renkleri kullanırlar. Renklerin etkilerini doğru algılarlar. Anadolu’nun en ücra köşesinde desenli çorap ören bir kadından batıda evini dekore ettirmek isteyen bir kadına kadar aynı hassasiyet ile renklere önem verir ve çoğu zaman içsel doğru adımlar atarlar.
Doğru adımlardan kastedilen ise şudur; renklerin komplemanterleri yani tamamlayıcıları ve kontrastları vardır. Bilimsel deneyler ile ortaya çıkan bu eş renkler bir arada kullanıldığı zaman farklı olan enerjileri birbirlerine ve etrafa yararlı olur. Mesela yeşil ve pembe komplemanterdir.
25 cm çapında bir çemberin yarını yeşile boyayıp diğer yarısını beyaz bırakarak kendi çevresinde hızla döndürürseniz diğer yarısını pembe görmeye başlarsınız. Aynı şekilde kırmızı ve turkuvaz, mavi ve turuncu, sarı ve mor eş renklerdir. Renk aynı ses gibi titreşim ve frekans hadisesidir. Ve her renk kendi karakteri ile kişiyi etkiler. İlk önce pozitif etkilerini gönderen renkler bir üre sonra negatif etkilerini göndermeye başlarlar.
Mesela kırmızının pozitif etkisi kişiyi harekete geçirme eylemiyken negatif etkisinde kişinin agresif olmasına neden olur. Bunu engellemek için kırmızıyı eş rengi ile yani turkuvaz ile beraber kullanmak gerekir.
Dekorasyonda beslenmede müzik sanatında her alanda renkten bahsetmek mümkündür. Mesela dekorasyonda renkler söz konusu olduğunda farklı mekanlarda farklı renkler kullanmak gerekir. Seçilmesi gereken renkler öncelikle kişinin renk analizi yapılarak belirlenmelidir.(örneği ekte sunulmuştur) Ama kişinin bu imkanı yoksa salonda açık yeşil veya mavi yatak odalarında lila kullanılması iyi bir tercihtir. Çalışma odalarında sarı mutfakta ise mutlaka kırmızı ve turuncu renkler tercih edilmelidir.
Dünyanın her yerinde kırmızı kişiyi harekete geçirir ve dünyanın her yerinde kadınlar anneliği kutsal sayar. Yani renklerin dili evrenseldir. Aynı kadınlarımızın sevgisi gibi